
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 188 , Yorum : 73
![]() |
|||
| Burgazadası"nın hemen doğusunda bulunan küçük bir adadır. Eski adı Pita"dır. Yüzüstü yatırılmış bir kaşığa benzediği için Türkçe"de "Kaşıkadası" diye adlandırılmıştır. Kuzeyden güneye uzunluğu bir kaç yüz metredir. Adada basit bir iskele ve iki küçük ev bulunmaktadır. Ada, özel mülkiyettedir. Osmanlı döneminde de, Cumhuriyet döneminde de iskana açılmamıştır. Adanın mülkiyeti 1950"lerde Danon ailesine geçmiştir. Aile, adayı bir turizm şirketine satmıştır. Şirket adada, adanın özelliklerini bozacak bazı tesisler inşa etmeye çalışmış, ancak Ada Dostları Derneği"nin itirazları sonucu inşaat Büyükşehir Belediyesi tarafından durdurulmuştur. Adada bugün herhangi bir tarihi eser kalıntısı mevcut değildir. |
Küçük bir adadır. Eni 185, boyu 740 metredir. Biri sivri, diğeri yassı görünümlü olan iki Hayırsızada"dan yassı olanıdır. Arazisi düzdür, ancak sahilleri genellikle denize dik olarak iner. Kuzey tarafında küçük bir limanı vardır.
Burası da Bizans"ın sürgün yerlerinden biridir. Tarihte, Latinler"in ve Ruslar"ın istilalarına uğramıştır.İstanbul"un fethinden sonra Yassıada ve üzerindeki manastırla ilgilenen olmamıştır.
İngiltere"nin İstanbul Sefiri Sir Henry Bulwer 1859"da adayı satın almış, adada bazı garip, kale gibi binalar inşa ettirmiş ve ziraat yaptırmıştır. Daha sonra ada, Mısır Hıdivi İsmail Paşa"ya satılmıştır. Ancak, İsmail Paşa da adanın imarı ile ilgilenmemiştir.
Yassıada, 1947 yılında Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınmış burada modern bir deniz eğitim tesisi kurulmuştur.
Ada"nın asıl şöhreti 27 Mayıs 1960 darbesinden ve burada kurulan mahkeme sonucu Başbakan Adnan Menderes ile birlikte hükümet üyeleri Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan"ın idama mahkum edilmelerinden gelmektedir. İhtilal yönetimi, bir "Yüksek Adalet Divanı" kurdurarak, hükümet yetkililerini ve siyasileri bu adada yargılamış ve mahkeme sırasında sivil siyasiler buradaki tesislerde gözaltında tutulmuştur.Yassıada Mahkemeleri"nden sonra tekrar Deniz Kuvvetleri Komutanlığı"na verilen tesiste, 1978 yılına kadar eğitim faaliyetleri devam etmiş, 1993 yılında tesisler İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi"ne devredilmiştir.
Adalar"ın yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1300X1100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır. Adada iki plaj vardır.
Sedefadası da, diğer İstanbul adaları gibi bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adanın en önemli sürgünlerinden biri, miladi 857 yılında adaya gönderilen Patrik İgnatios"tur. İgnatios, 10 yıl adada çeşitli işkencelere maruz kalarak yaşadıktan sonra, 867 yılında yeniden patrik seçilmiştir.
Ada, 1850"de Tophane Müşiri Damad Ferid Paşa"nın mülkiyetine geçmiş, paşa adaya zeytin ağaçları dikmiş ve sebze yetiştirmiştir. Paşanın ölümü üzerine ada bakımsız kalmış, 1. Dünya Savaşı sırasında da adanın tüm ağaçları kesilmiştir.
İstanbul"un işgali sırasında müttefiklerin eline geçen Yavuz Zırhlısı uzun süre buraya demirlenmiştir.
Ferid Paşa"nın torunları, adayı seçkin insanların yaşadığı bir yerleşim yeri yapmaya çalışmış, bu amaçla bir konut kooperatifi kurmuş, binlerce ağaç diktirmiş ve villalar inşa ettirmiştir.
Kınalıada, İstanbul Adaları içinde en küçüklerinden biridir. 1500X1100 kilometre büyüklüğündedir. Kınalıada ismini, üzeri makilerle kaplı olduğu dönemlerde uzaktan kızıla çalan bir görünüme bürünmesi nedeniyle almıştır. Çınar Tepesi, Teşvikiye Tepesi ve Manastır Tepesi olmak üzere üç tepesi vardır
Burgazadası, İstanbul Adaları’nın büyüklük olarak üçüncüsüdür. Ada yuvarlak bir biçimdedir ve eni boyu yaklaşık 2 kilometredir. Ada üzerindeki tek tepe Bayrak Tepesi’dir.
Heybeliada, İstanbul’un Büyükada’dan sonra en büyük adasıdır. Adaya Heybeliada denilmesinin sebebi, uzaktan bakıldığında adanın yere bırakılmış bir heybeye benzemesidir. İstanbul"un en çok rağbet gören sayfiye yerlerinden biridir. Sadece doğasıyla, temiz havası ve güzellikleriyle değil, Bahriyesi, Sanatoryumu, Ruhban(Papaz) Okulu gibi kurumlarıyla da ünlüdür.
|
İstanbul Adaları’nın en büyüğü Büyükada’dır. Yüzölçümü 5,4 kilometrekaredir. Maltepe sahiline uzaklığı ise 2300 metredir.Adalar’da, biri güney diğeri kuzeyde olmak üzere iki tepe bulunur.Güneydeki tepe, 203 metre yükseklikteki Yücetepe’dir. Kuzeydeki tepe ise İsa Tepesi bulunmaktadır. Seyahatnamelerden ve tarihi olaylardan anlaşıldığı kadarıyla Büyükada, Bizans döneminde de, Osmanlı döneminde de hep meskun kalmıştır. |
Adanın yüzyıllar içinde değişerek gelen birçok ismi vardır. KYZİKOSLU PİONESES ( PROPONTİS) adalarını anlatırken Meryem Ana Manastırı nedeniyle PANGİA adının verildiğini bahseder. Marmara Adalarında tarihi incelemeler yapan GEDEON a göre Patrikhane tarafından verilen 1892 tarihli Tavsiyenamede ise, adanın ismi AOUSİA şeklinde yazılmıştır. Rumlar adayı terk etmeden önce ise AFİSSİA ismini kullanmışlardır. Adanın ismi daha sonraki zamanlarda Araplar Adası olarak da anılmıştır. Yakın zamanlarda adanın resmi adı TÜRKELİ olmuştur. Daha sonraları ve günümüzde de adanın tarihi isminin Türkçeleştirilmiş şekli olan AVŞA kullanılmaya başlanmıştır.
Adanın ilk yerli halkı hakkındaki ilk yazılı bilgiler coğrafyacı STRABON ile tarihçi PLİNİUS’ un kitaplarında bulunmaktadır. Toprak durumu yüzünden hiçbir zaman zengin olamamış bağımsız bir idareye kavuşamamış olan ada tarih içinde çevresinde hakim olan kuvvetin arkasından gitmiştir. Hıristiyan din adamları için bir sürgün yeri olarak kullanılmış ve bütün orta çağ boyunca boş kalmıştır. Ada üzerinde bugün iki köy vardır
Kyzikos [1] antik kenti, Balıkesir İli Erdek İlçesi sınırları içinde, antik dönemde Arktonnessos (Ayı Adası) ya da Arkton Oros (Ayılar Dağı) olarak anılan Kapıdağı Yarımadası’nın ana kara ile birleştiği kıstağın güney ucuna yakın kısımda, Erdek-Bandırma karayolu üzerinde, Erdek’ten 8 km. doğuda yer almaktadır. Kente ait kalıntılar kuzeyde Dindymos (Ayı Dağı), Hamamlı ve Belkıs (Yeniköy) köyleri, batıda Düzler köyü, güneyde Düzler köyü ve Marmara Denizi, doğuda Aşağıyapıcı köyü ve Bandırma Körfezi ile çevrilidir Propontis’de üç doğal limana sahip, stratejik açıdan hem anakara, hem de Kapıdağı’nı kontrol edebilecek konumda olması nedeniyle,
Kyzikos yerleşme yerine Tunç Çağı’nda yerleşildiğini kabul etmemize karşın, şimdilik bunu destekleyecek arkeolojik bulgulara sahip değiliz. Çünkü Tunç Çağı sonu-Demir Çağı başında Thrak kavimleri Batı Anadolu ve Marmara bölgesi sahillerine yerleşmişlerdir. Ancak bu kültüre ait “Bukelkeramik” henüz Kyzikos’ta bulunamamıştır. Yapılacak kazılarda bu seramiğin burada olup olmadığı ortaya konabilecek. Strabon, Amazonlar’ın Mysia, Karia ve Lydia arasına yerleştiğini, daha sonra Mysia bölgesine Aeoller ve Ionlar’ın geldiğini belirtir.
Ayrıca Aeol kolonilerinin de Kyzikos’a bağlı yerlerden Kaikos Çayına kadar olan bölgeye yayıldığını, Thrakia savaşı sonrasında bu bölgeye yerleşen Pelasglar’ın da Aeol ve Ionlar’ın Anadolu’ya göçleri sırasında yok olduklarını ileri sürer. Ancak Hasluck, Pelasglı Dolionlar’ın Thesalia halkı olduğunu, Aeol baskısı sonucu Hellespontos’a göç ettiğini ve bunların bu gün kalıntılarını gördüğümüz Kyzikos’u kurduğunu savunur. Strabon da, Aisepos Çayı’ndan Rhyndakos Çayı ve Daskylitis Gölü’ne kadar uzanan bölge halkının “Dolionlar” olduğunu kabul eder.
Kyzikos da bu sınırlar içine girmektedir. Bunun sonucunda Pelasglı Dolionlar’ın Thrakia’dan geldikleri söylenebilir.
Erdek tarihte Artake adıyla tanınmaktadır. Bu isimlere bakarak ilçenin Sitler tarafından kurulduğu söylenebilir. Ancak Erdek tarihi milattan önce 5400. yy`a dayanır. Artake sitlerin efsanevi krallarından biridir. Tarih çağlarında Artake’den ilk söz eden Herodot olmuştur. Artake M.Ö. 7. yüzyılın başında Miletoslular tarafından kolonize edilmiş,
Kuşadası’nın hemen kıyısında yer alan küçük bir adadır. Bir mendirek ile sahile bağlanmıştır. Sarp kayalar üzerine inşa edilmiş bir Bizans kalesi bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Mora isyanı sırasında adalardan gelecek saldırılara karşı bir ileri karakol görevi görmüştür. Ayrıca korsanlara karşı kullanıldığından halk arasında “Korsan Kalesi”adı ile de anılmaktadır. Adanın en yüksek yerindeki kule, muhafızların oturması ve gözetleme yeri olarak kullanılmıştır. Ayrıca bir su sarnıcı mevcuttur.
Eskiden Menderes vadisinin iskeleleri Ayasuluğ (Efes-Selçuk) ve Balat’tı(Milet). Ancak her iki limandan da deniz çekilince bölgede yeni bir iskele kurulması gerekti. Bu olay, Kuşadası’nın bulunduğu yerde gerçekleşti.Ticaret daha çok Venedik ve Cenova’lıların elinde olduğu için bu yeni iskele ,İtalyanca bir adla,”Scala Nuova” adıyla anıldı.Burası, konsoloslukları, ambarları ve tüccarları ile adeta bir tüccarlar kolonisi idi. Müslüman Türkler önceleri,daha çok, Kuşadası’ndan beş kilometre kadar içeride,bugün Atatürk yolu diye adlandırılan yolun üzerinde, Pilavtepe eteklerindeki Andızkule denilen yerleşim yerinde oturmayı tercih ediyorlardı.
İlk çağda CYSSUS adıyla bilinen Çeşme, Anadolu"nun Batı kıyısında MÖ.1000 yıllarında tahmin edilen 12 İyonya kentinden biri olan Erythrai (ERİTRE)"nin Ildırı İskelesiydi.Bu nedenle Çeşme"nin tarihi ile bir arada ele alınması gerekir. Bugün arkeolojik ve turistik yönden büyük önem taşıyan ERİTRE,MÖ.7. ve 8. Yüzyıllarda büyük bir iktisadi güce sahip olmuştur.Bu dönemde kent,Doğu Akdeniz ve özellikle Kıbrıs ile ticari ilişkilerde bulunuyor ve (CHIOS) -SAKIZ adası ile birlikte esir ve şarap ticaretini elinde tutuyordu. ERİTRE, önce LYDIA (LİDYA),sonradan perslerin saldırısına uğrayıp büyük ölçüde zarar görmüş,MÖ.14.yüzyılda ise yeniden zengin bir devlet olmuştur. MÖ.2.yüzyılda kent , Bergama krallığına ,daha sonra da Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır. Romalılar zamanında Çeşme yöresi CYSSUS adını almıştır.Roma imparatorluğu ikiye bölününce Bizans topraklarında kalan ERİTRE,önemini kaybetmiş,özellikle Put"a ve çok Tanrılı dinlere karşı olan inancın güçlendiği dönemde,kentteki antik yapıların çoğu yıkılıp yakılmıştır.
Abant Gölü, Bolu"nun 34 kilometre güney batısında bulunan, çam ve köknar ağaçlarının baskın olduğu bir Tabiat Parkı içinde, yaklaşık 1350 metre yükseklikte bulunan ve alanı 125 hektarı bulan bir heyelan gölü dür. En derin yeri 18 m"dir. Gölden çıkan ve Abant Alabalığı olarak bilinen balık literatüre Salmo trutta abanticus olarak girmiştir. Göl birkaç kaynak suyu, iki-üç kısmen devamlı olan akarsu ve özellikle de kar ve yağmur suları ile beslenmektedir. Gölün etrafında oteller ve restoranlar mevcuttur.
Ev örneklerine, Beypazarı, Göynük, Odunpazarı gibi Türkiye"nin bir çok yerinde rastlanan Klasik Osmanlı kent mimarisini yansıtan tarihî evleri ile ünlü olan şehir, bu özelliği sayesinde 17 Aralık 1994 tarihinden beri Türkiye"de Dünya Miras Listesi"nde yer alan 9 kültürel varlıkdan biridir ve turistik ilgi çekmektedir Safranbolu ismini, bölgede yetişen ve nadir bir bitki olan safrandan alır.
Haydar Paşa Tren Garı
Sadberk Hanım Müzesi
Pierre Loti
Topkapı Sarayı
Istanbul Arkeoloji Müzesi
Avşa Adası
Kuşadası
Ankara ve Çevresi Yol Durumu
İzmir ve Çevresi Çalışma Yapılan Yollar
Afyon
Deniz Suyu Sıcaklıkları
Avşa Adası
Çeşme
Antalyalı, 20 derecede denize girip güneşlendi
Kaş ve kaputaş plajı
UNLU DJ SUAT ATES DAGLI YAZ BOYUNCA VOYAGE OTELLERINDE
Erken Rezervasyon Başladı
EMITT 2009 BAŞLADI
99 EUR 5 GECE 5 YILDIZ
ATLANTIS THE PALM
Termal Turizm Büyüyor
Babacık Kaplıcası
Çizmeli Kaplıcası
Gölmezli Çamur Kaplıcası
Gecek Kaplıcası
a r a n a n l a r |
||||
| Kaş | Her şey dahil | Antalya | Kemer | 5 yıldızlı |